24 Mart 2013 Pazar

İyileşiyorum


Bir şarkı dinledim; bir yıla yakın bir süredir içimi acıtan ne varsa bana tekrar hatırlattı. Bir şarkı dinledim, bütün her yerimi sızlattı …



İyileşiyorum - Sertab Erener 



4 Mart 2013 Pazartesi

Ya Sonra...


Hemen hemen üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçti, yaşananlardan geriye kalan tek şey kocaman bir özlem.  Başka hiçbir şey değil.

Keşke böyle olmasa dediğimiz anlardan birinde,  bende o keşkelere maruz kalmış ve her keşkenin ardından hissedilen o tarifsiz acı ile kendi kabuğuma çekilmiştim. Kolay değildi  geride bıraktığım anlar. Ama imkansız da değildi. Bir şekilde öylesine içimde büyüttüğüm aşkı, sevgiyi yenmeliydim.

Neyse ki şu an çok daha iyiyim. Her gün O’ nun benden uzakta ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü düşünerek yaşayamayacağımı biliyordum.  Zamanın en büyük ilaç olduğu bir devirde yaşadığımı hatırlayıp, keşkelerimin üzerine bir avuç dolusu kül attım ve normal hayatıma adapte olmaya hatta imkansız arkadaşlıklar kurarak kendimi teselli etmeye çalıştım.

Başardım mı? Evet! Ya Sonra? Sonrasını yaşayarak göreceğim…


26 Ekim 2012 Cuma

Diyeceklerim bu kadar...


Kime güveneceğimi şaşırmış durumdayım. Bir yandan “kardeşim”  deyip yıllardır birlikte çalıştığın ama seni bir et parçası için bir kelime de harcayan insanlar, bir yandan birbirinin canını acıtmaktan zevk alan, laf sokmak için çabalayan ama hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışan insanlar. Hep böyle kahpece mi olmak zorunda? Her defasında ağlayan gözler ve her defasında  kanayan yaralar mı bırakmalı ardında bu sahte mutluluk maskesi takan insanlar..
Neden hep onlar haklı olmak zorunda? Neden hep dünya etraflarında dönüyormuşçasına bencilce ve küstahça tavırlar? Aidiyet duygusu gelişmemiş, sürekli her gruba  her olaya kendilerinin de dahil olduklarını zanneden ya da bir şekilde dahil etmeye çalışan ve dahil edebilen insanlar , artık bir karar verin nereye aitsiniz? Biz de O’ na göre davranalım…
Bırakın bu halleri tavırları, kocaman adam oldunuz. Hiç yakışıyor mu size? Aa! Adam derken lafın gelişi canım, hemen üstünüze alınmayın. Ben öylesine konuşuyorum işte.
Diyeceklerim bu kadar….

19 Ekim 2012 Cuma

Diyeceklerim bu kadar…


Güzel geçen günlerden sonra hep sıkıntı yaşanırmış ya! Sıkıntılardan sonra da hep feraha çıkma düşüncesi var aklımda. Hep böyle gidecek değil ya?
Birini tanıyıp değer veriyorsun, her şey çok güzel gidiyor. Anlaşıyorsun, gülüp eğleniyorsun, sonra biri çıkıyor  ve tüm bildiklerini, hissettiklerini, duygu ve düşüncelerini yerle bir ediyor. O biri artık sadece sıradan biri olabiliyor.
Anlıyorsun ki, iki taraflı idare edilmişsin. Anlıyorsun ki her şey duygusuzca gelişmiş. Üzülüyor ve diyecek bir şey bulamıyorsun.  Sadece hayırlısı diyorsun. Ve geçip gidiyor…

Diyeceklerim bu kadar… 


19 Ağustos 2012 Pazar

Umuduma ve sana...

Geçmiş geçmişte kalmalı diyordum ya, galiba zamanı geldi. Artık bir sen, bir de umutlu başlayan aramızdaki bağ olsun istiyorum. Şimdiye kadar bildiğim tüm doğrular, belki de geçerliliğini yitirdi. Bundan sonra bir umuduma, bir de sana sarılmak istiyorum. Yalnız geçen gecelere inat...


27 Temmuz 2012 Cuma

Bu kez hissedilenler çok farklı çok..



Aldım kitabımı elime #falanfilan lar ile dolu bir hikayeye uzanıyorum. Yaşanılanlar az çok tanıdık. Hikaye zaten kaptırmışım gidiyorum. Ara sıra gülüyor. Vay Orospu diyorum. Sonra bir bakıyor, bu da yapılır mı diyorum.. neyse sonuna kadar okuyup son fikrimi o zaman söylerim
Bir an da değişime götürdüğüm hayatımı yeniden inşa etmeye çalışıyorum. Bir yandan fitnes, bir yandan yüzme tutkum. Bir yan da bir türlü bitiremediğim okulum ki artık 4. Sınıfım, ve Arzu’ nun çok ısrarı ile başlayacak olan tiyatro kursum. Her biri için ayrı heyecan ve değişik duygular içindeyim.
Yepyeni ortamlar, yepyeni insanlar…  Spor salonunda ayrı yüzme de ayrı hissedilenler. Galiba bu gerekiyormuş benim hayatıma. Artık sıradan giden bu hayata bir çeki düzen verilmesi gerekiyordu. Erken yatmalar, içkiyi kısmi olarakta olsa bırakmış olmam, sağlıklı beslenme konusundaki takıntılarım. Hepsi binbir zevk ile yaptığım şeyler..
Sonuçlarını zaten zaman zaman buradan yine paylaşıyor olacağım. Şimdilik bu kadar. 


21 Haziran 2012 Perşembe

Kankam...

Öyle çok uzun zaman oldu ki onunla görüşmeyeli. sohbetini, gülüşünü kahkahalarını ve onunla ilgili olan her şeyi o kadar çok özlemişim ki ...

bu gece öylesine bir an da, öylesine bir düşünce ile ona mesajımı attım. baktım ki ondan da güzel tepkiler ve özlem dolu mesajlar geliyor. devam ettim sonuna kadar ve birbirmizi geri kazandık.
ONU ÇOK ÖZLEMİŞİM..

1 Haziran 2012 Cuma

Şimdilik bu kadar...


Hiç alışık olmadığım zamanlarım oldu, kırdığım, kırıldığım, üzdüğüm, üzüldüğüm. Belki  O’ da sever diye peşinden koştuğum.  Belkilerle bu işin olmayacağını iyi öğrendiğim ama yine de deli gibi sevdiğim. Uzaklaştıkça tüm güzel hislerimi kaybettiğim ama hiçbir zaman umudumu yitirmediğim.
Neyse ki her şey daha güzel olacak diye inandığım ve hala eskisi gibi hissedeceğimi bildiğim biri var. Şimdilik bu kadar…


8 Nisan 2012 Pazar

Bu şarkıyı dinlerken....

Tori Amos - Siren 


Bu şarkıyı dinlerken hissettiğim şeyler o kadar değişken ki,




Gözlerimi kapattığımda yemyeşil kırlarda bir sürü kanatlı beyaz atın arkasından koşuyorum ve onlar kanatlarını açıp uçup gidiyorlar. Sonra bir öpüşme sahnesi geliyor gözlerimin önüne geceler boyu süren, belki de sonunun hiç gelmesini istemediğim bir öpüşme. Ardından el ve ayak bileklerimden zincirlenmiş bir şeklide karanlık bir zindan da görüyorum kendimi, ne kadar kuvvetli bağırsam da hiç sesim çıkmıyor, en sonunda o zincirlerden kurtulup daracık taş bir sokakta km’ lerce koşuyorum. Koşuyorum koşuyorum, arkamdan bir ordu geliyor zannediyorum, Bir uçurum kenarına geldiğimde kollarımı iki yana açıp, gülümseyerek  kendimi aşağı bırakıyorum… 



Size neler hissettirecek merak ediyorum.... 



2 Nisan 2012 Pazartesi

Yeni Biri...


Evet, yeni biri var. 
Uzun zamandır beklediğim ve olmasını düşlediğim biri var. Belki olur, belki olmaz ikisinden biri,  ama evet, yeni biri var.

İlk gördüğüm günden beri aklımda olan ve artık beklenti içine girmek istediğim biri var.

O göz süzmeler, yolda karşılaşınca heyecandan ne yapacağını şaşırmalar hep bu yüzden. Onu görebilmek için gidilecek yere giden yolu uzatmalar, bir “Nasılsın?” diyebilsem de sesini duyabilsem diye yırtınmalar hep bu yüzden…   


31 Mart 2012 Cumartesi

Aşk Ayetleri' nden...


SESSİZ YAKINLIKLAR    

Yalnızca kendi yüreğimle
yürümeliyim ben,
Sessizliğini duyamayacak kadar
sana yakın;
yanımda olamayacağını
görebilecek kadar
Aşk’a uzak olmalıyım yeniden!

Oysa başkaların kollarında,
imkansızlığını büyütebilecek kadar
seni özlüyorum halen...


        “İnsanların, “Neyin var?” sorusuna,
                    Yok bir şey de desem;
her yokluğun içinde seni buluyorum halen..."




28 Mart 2012 Çarşamba

Kurşun Kalem


Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu : "Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ?
"Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi :"Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin."
 Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi."İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki ! "
"Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun."

"Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."

"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar."

"Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir."

"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın."

"Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın."

Paulo Coelho  




O yanından geçer, sen kendinden…


Bu sözü ilk duyduğum da ne saçma demiştim. Bu kadar da iddaalı olunur mu diye. Evet olunuyormuş.

Bazen onunla konuşmak için açacak bir konu, diyecek bir söz ararken ondan gelen herhangi bir şey bile o kadar mutlu edebiliyor ki insanı, “işte bu” diyorsun. Aradığım fırsat bu diyorsun.
Beklemediğim bir anda yolda karşılaşabilmek, göz göze gelebilmek için tüm imkânlarımı seferber ettiğim zamanlarım var. Bu zamanlarda,  o göz göze gelmenin bir üst aşamasına geçebilmek, belki bir sohbet,  belki de daha fazlasının olmasını düşünmek bile beni mutlu ediyordu.

Yan yana ya da bir arkadaş grubunda karşılaştığımız anların benim için tarifi yok. Aklım, O’ nunla geçen her saniyeyi sanki hafızaya alıyormuşcasına çalışır, O’ nun olmadığı zamanlarda hafızaya aldıklarımla yetinirdim. Tâ ki  O’ nu bir daha görene  kadar..

Uzaktan sevmenin de böylesi denilebilir ama ben gayet memnunum bu durumdan. Eğer bir gün O’ndan da bir işaret gelirse, bu fırsatı hemen değerlendireceğimi de çok iyi biliyorum. O işaret gelmese de arkadaş olmak bile benim için çok güzel bir duygu. Her zaman hayatımda olmasını istediğim insanların başında geliyor ve bunun böyle olması için her şeyi yapmaya hazırım…

Küçük İskender’ in bir cümlesi benim ruh halimi çok iyi özetliyor aslında. “O’nunla iken zamanım ikiye ayrılıyordu; O’ nunla geçen zaman, O’nunla geçmesini beklediğim zaman”
Farkında mıyım, değil miyim bilmiyorum ama, aşık olmama ramak kala…





27 Mart 2012 Salı

Aşk Ayetleri



Aşk Ayetleri, emsalsiz hatıralarıyla birbirine kenetlenmiş sayfaların, aşka dair ilkeleriyle, nazenin ‘şiir’ dokusunu kaybetmemiş yürek mısraları üzerine kuruludur. Keşke, kalbe dair her iz bir şiire dönüşebilseydi diyeceğiniz; satır aralarını çizip sayfalarını kıvırarak okurken anılarınızla yüzleşeceğiniz bir serüvendir: Aşk Ayetleri. 





AŞK BATIMLARI

Her ayrılık seferinde, 
güneş biraz daha 
çekilse de güverteden. 
Yine de, 
bir gölge hayal ediyorum 
aşka doğru düşen...
Yüzlerce martının 
kaybolduğu bir iskeleden, 
demir alıyorum;
nerede olduğunu bilmeden!


"Vuslatı taşıyan seferler misali;
her seherde yol alır umudun gizli gölgeleri..."


Cem Turhan 

19 Mart 2012 Pazartesi

Bahar Gelmiş Hoş Gelmiş...


Dışarıda yazı müjdeleyen bir hava var ama ben kıştan kalma bir halde o güzel havayı kıskanırcasına eve tıkılıp kaldım. Bu miskinlik hali, ya dinlediğim nostaljik şarkılar yüzünden, ya da iş yüzünden yorulan bedenimin bana oynadığı bir oyundan olsa gerek.

Sahil de denizin muhteşem görüntüsü ve güneşin o tatlı yakıcılığını düşünerek, yanıma aldığım termosuma annemin demlediği çayı koyuyorum ve atıyorum kendimi deniz kenarına. Bir yan da baharın gelişi kutlar gibi insan kalabalığı, bir yanda Kordon’ un yeşili, bir yanda Körfez’ imin mavisi ve uzun süren kışın ardından bize kendini gösteren  güneşin ısıtan yanı. Bir an da içimi sımsıcak bir his kaplıyor. Uzun zamandır kendimi bu kadar özgür hissetmemiştim.

Sanki İzmir’ de yaşamıyor gibiymişim. Tüm kış ayları boyunca hiç sokağa çıkmamış gibi hissettim kendimi, oysa ki güneşin kendini göstermesi ile bu üzerimdeki miskinliğe güle güle deyip baha merhaba demiş oldum.
Tabii daha bu başlangıç, çünkü İzmir ‘ de yaşayıp baharın ve de yazın hakkını vermemek mümkün değil. O kadar şanslıyız ki, her istediğimiz an kendimizi deniz kenarına ya da yemyeşil çimenlere atabilecek kadar yakınız her şeye.  Bundan sonraki yapacaklarımız çok basit. Mutlu, mutsuz, hüzünlü, sevinçli hissettiğimiz anlar da ya da işten sıkılıp bunaldığımız zamanlarda şehrin gürültüsünden kaçıp kendimizi rahatlayabileceğimiz yerlere atmak.

Şimdiden Bahar gelmiş hoş gelmiş…. 


15 Mart 2012 Perşembe

Sunay Akın Yorumuyla AŞK AYETLERİ


Bedeli Ağır Kağıt Tepeler

Gökyüzüne yakın kağıt tepeler vardır.
Bazen kendi yazdıklarınızla,
Bazen de başkalarının yazdıklarını karalayarak o tepelere varırsınız.
Her ülkenin kendi para birimine göredir bu tepeler,
Orada ışığa yakın gölgelere uzaksınızdır.
Kağıt tepeler yüksek bedelleri olan yığıntılardır.
Bazen ne kadar yazdığınızla değil,
Kendinizde neleri sildiğinizle değer kazanırsınız.
Bu yüzden birileri çok yalnızken,
Bazıları hep tek başınadır.

Cem TURHAN


http://www.sunayakin.biz/sunay-akin-videolari/sunay-akin-yorumuyla-ask-ayetleri.html



Bir Sevgilim olsa…


Evde,  kendi kendime kurguladığım derin, anlamlı ve farklı ilişkinin bir sonucu ile yine karşı karşıyayım. Elimde annemin hazırladığı kahve ile hayatıma çok büyük anlamlar katan birkaç filmin afişine göz atıyorum. Sanki yaşam bana, yaşanmamış ne varsa o filmlerde saklı diyor ve öylece kıskanıyorum o filmleri…
Hayat bazen sıradan günlerden ibaretti benim için ve sıradan bir filmin sıradan bir sahnesi gibi mutlu, hüzünlü, neşeli, acılı her türlü duyguyu barındıran eylemlerden oluşuyordu. Kendi dünyamda, kendimle ilgilenirken çok sevdiğim halde iyi şarkı söylemediğimin farkına varmak, ya da şarkı sözü yazamamak gibi eylemleri gerçekleştirmiyordum.

Her günün bir öncekinin tekrarı olduğu günlerde elime mikrofonu alır, kayıtlar yapardım sevdiğim şarkılar üzerine. “Ah bir eğitimim olsa her şey daha güzel olacak” diye düşünürdüm.
Sonra 12 yıldır biriktirdiğim hikayelerimi gün yüzüne çıkarma isteğimin her yıl olduğu gibi yine depreştiğini fark ederdim. Müsvette kağıtlar üzerinde oynardım onlarla, daha iyi nasıl anlatırım diye. Aldığım notlarda aşklarımı, pişmanlıklarımı, sevinçlerimi, hüzünlerimi görür; keşkelerimi bir kenara bırakır ve tadını çıkartırdım yaşadığım hayatın. 
Sonra sıra, bana maziyi, eskiye dair ne varsa hatırlatan o iki büyük kutuya gelirdi. Saçma sapan zamanlarda aldığım ufak notlar, eski sevgililerime ait küçük eşyalar, gezip gördüğüm yerlere ait birkaç fotoğraf ve kartpostal beni her defasında farklı boyutlara taşırdı. O kutudan çıkan bir sürü fotoğraf, hem gülümsememi hem de gözyaşlarımı beraberinde getirirdi.
Aynı kutudan çıkan beni 90’ lı yıllara götüren ufak notlar gözüme çarpıyor. Dans ettiğim dernek ile çıktığım yurt dışı gezilerimden birinde aldığım notlar bunlar. Roma’ da şehir turu attığımız otobüsü kaybettiğimizde aldığım korku dolu anları yazdığım notlar. Şimdi okuması gayet keyifli gelen ama küçük yaşta olmanın verdiği tedirginlikle yazdığım duygu yoğunluklarım. Arkadaş ve dostça gayet keyifli geçen seyahatler, her geçtiğimiz şehrin üzerimizde bıraktığı etkiler, hepsi bu kutuda saklıydı.
Ve ben o kutuyu her açtığımda hiç bıkmadan aynı duyguları tekrardan yaşıyordum.

Hiçbir zaman bir üst evresine geçemediğim aşklarımın, elinden tutup götürmeye cesaret edemediğim sevgililerimin ardından yazılmış notlarımla karşılaştığımda, illa ki bana öğrettikleri ya da bilinçli bilinçsiz söyledikleri  bir şeylerin bana aslında çok şeyler katmış olduğunun farkına varmak ve bir o kadar da benden bir şeyler götürmesi galiba hayatın ta kendisiydi.
Yeniler, eskiler, arkadaşlar, dostlar sevgililer, bazen hepsini birilerine benzetir ve “ sen bilmem kime benziyorsun” larla kendi benliğimizi oyalarmışız. Bana bir şey öğretemeyen birilerinin günün birinde bir başkası olarak tekrar hayatıma girdiklerini ve ikinci kez aynı şeyleri öğretmek için savaştıklarını hep düşünmüşümdür. Galiba bu yüzden o insanları daha önceden tanıdığımız insanlara benzetmelerimiz.
Bir sevgilim olsa ve ben ona çocukluk düşlerimi anlatsam, sokaklarda gece yarılarına kadar oynadığım zamanları, bisikletimden her düştüğümde dizlerimde açtığım yaraları, zillerine basıp kaçtığım evlerden çıkan teyzelerin bağırışlarını, radyodan istek parça istemek için ev telefonunu saatlerce meşgul etmeyi, sokakta yaptığımız maçları, ailecek gidilen açık hava sinemasında izlenilen ilk filmleri, ben küçükken ile başlayan tüm cümleleri kursam ona ve sonra çocukluğumu uğurlayıp bugüne dönsek, yaşadığım aşklara, sevinçlere, kırgınlıklara, küslüklere ve kıskançlıklara daha iyi olmaz mıydı?

Çok ufakken inandığım çocukluk kahramanlarımın aslında hiçbir zaman gerçek olmadığını öğrenmek bana çok acı vermişti. Zamanla buna alışıp hayatıma devam etmem gerektiğini anladığımda her şey çok daha farklıydı. Yine de, şu an bile bir sevgilim olsa, saatlerce süren bir sevişmenin ardından sabahın köründe o çizgi filmleri izleyebilmek için benimle birlikte güne başlamasını dilerdim ve geceden başucuma koyduğum bir bardak suyu paylaşabilmeyi... 

Keşke çok sevsek ve sevilsek, elinden tutsak hayatlarımızın, gözlerimizi kapatarak güven içersinde yürüyebilsek; küçükken dinlediğimiz o büyülü masalları, şimdi içimizde büyüyen aşklarımızla yeniden beraber yazabilsek…










12 Mart 2012 Pazartesi

Ben küçükken..


Ben küçükken her şey daha saf daha temizdi. Herkes daha kendi halinde, sokaklar daha güvenli, insanlar daha samimi idi. Ben küçükken komşuluk vardı, apartmanda merdivenlerde ya da kapı önlerinde edilen sohbetlerin tadı bir başka idi.
Çıkmaz bir sokakta büyümenin elbette faydaları çoktu. Araba giremediği için, gönlümüzce ve saatlerce oyunlar oynayabiliyorduk. sabah 9 akşam 11 desem yeri vardı. Evimizin karşısındaki İncir ağacı tüm sokağımızı beslerdi. Öylesine büyük öylesine heybetliydi ki, neredeyse her gün tırmanır incir toplar afiyetle yerdik. O da hiç bıkmıyorcasına bizi beslemek için elinden geleni yapar gibi dallarını incirlerle donatırdı. Allah o ağacı diken ve sulayıp büyüten insanlardan razı olsun.

Ben küçükken
 Barış Manço izlemek için pazar sabahı erkenden kalkardık, kahvaltıya kadar çizgi filmleri izler sonra kahvaltı ile birlikte 7'den 77' ye izler şarkılar söylerdik. Halit Kıvanç' lı Evet-Hayır, Mustafa Yolaşan ile pazar 88-89-90 diye devam eden programlar, bir başka gece, Süper baba, Mahallenin Muhtarları, Bizimkiler Vs.. Her birine denk gelebildiğim için ayrı mutluyum.

İlkokula başladığım ilk günü o kadar iyi hatırlıyorum ki; herkes annesi babasından ayrılacak diye hayıflanırken ben anne hadi sen git ben gelirim derdim. Okumayı söktüğüm gün aldığım kırmızı kurdele, 23 nisanlarda okuduğum şiirler, oynadığımız rontlar, koroda söylediğim o şarkılar, hala tınıları aklımda.."Baharı bizlere müjdeler, hep renkli çiçekler, papatya ve lale, mor sümbül, yeşil kırları süsleeeer. çıkalım biz kırlara, şarkılar söyleyelim, gezelim bahçelerde" diye uzanan mısraları o kadar iyi hatırlıyorum ki...
Koro da mandolin çalan bir hocamız vardı, o küçücük müzik aleti ile çaldığı onca güzel şarkı, bize öğrettikleri bir ömür hatırımda kalacak şeylerdi.

1. sınıf öğretmenimizin bizi ilk yılda bırakıp gitmesi o kadar üzücüydü ki, O' nu hiç unutmayıp ilkokul bitene kadar tayin olduğu her okulda ziyaretine gitmemiz, bulamadığımızda müdüre gidip Cemal Kaplan öğretmenimizi n' olur bulun dememiz. Biz sevgiyi saygıyı aileden ve okuldan öğrendik demenin başka bir yolu idi.

Ben küçükken annem ve teyzemler her hafta beni ve kuzenlerimi  Hasanağa Bahçesi' ndeki buz pateni pistine götürürlerdi, gönlümüzce buzda kayar, defalarca düşerdik, ama o kadar çok eğlenirdik ki, hiç canımız acımazdı. Sonra Pınarbaşı' nda havuza götürürlerdi. Hem piknik yapar, sonrasında havuza girerdik. Yüzmeyi burada öğrendim desem yeridir.

Ben küçükken 
İzmir Fuarı daha bir başkaydı. Akasyalarda ünlü sanatçıları izlemek, hayvanat bahçesine her defasında merakla gitmek, lunaparkta her oyuncağa binmek için ağlamak bile güzeldi. Lunapark kenarındaki Kahkaha aynaları bile bizi mutlu ederdi. bir sürü çeşitli aynada kendimizi uzun kısa şişman zayıf görüp gülerdik. Çeşitli ülkelerin pavyonlarına girer her ülkenin tanıtım broşürüne dakikalarca bakardık. başkaydı eğlenmelerimiz.

Biz üç erkek kardeşiz; bayramlık almak için annem ve babam bizi kahvaltıdan sonra Kemeraltı' na götürür akşama kadar dolanırdık. Her istediğimizi almadan bir de,  tarihi Kemeraltı pidecisinde yemek yemeden dönmezdik, canım annem "anne karnımız acıktı" dememizi beklemeden anlardı aç olduğumuzu... Konak Meydanı' ndan otobüs ve tramvay geçerdi. Şimdi yalnızca hatıralarım geçiyor oralardan...

Daha sayamayacağım çok şey var ben küçükken ile başlayan. Ne oldu? Büyüyünce hiçbiri devam etmedi.

Ne bayramlık, ne fuar, ne Barış Manço ne de başka bir şey. Her şey eskiden daha doğal daha samimiydi.

Hani "biz büyüdük ve kirlendi dünya" diye devam eder ya şarkı, işte şu an O durumdayız...











5 Mart 2012 Pazartesi

Küçük Mili'nin inanılmaz yaşam öyküsü...

Hikayemiz Arjantin’ in güzide bir şehri olan Buenos Aires’ te geçmektedir. Buenos Aires’ in kenar bir semtinde oturan Mili, Bankacı bir baba ile ev hanımı annesinin ilk çocuğudur. Daha sonra küçük Neo' da aileye eklenmiştir. 

Mili ve ailesi, etrafı tarafından sevilen sayılan bir ailedir. Gayet kültürlü baba ve annenin kültürlü çocukları olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Üniversiteye giden Mili, O sıralar okulunda en popüler ve çekilemeyen kızlarından biridir. Çevresindeki kızlar hep onu kıskanmışlar, sürekli bir çekememezlik içine düşmüşlerdir.

Tek hayali yakışıklı Facundo ile tanışmak olan Mili, bir gün bu hayaline kavuşacağı ümidiyle yaşamaktadır. Facundo, Arjantin’ in en yakışıklı ve en sevilen simalarındandır. İsmini Pembe dizilerle duyurmuş ve sonra her elini attığı projede başarılı olmuş, yaptığı işlerle de Mili’ nin gönlünde taht kurmuş biridir. Hiçbir dizisini ve filmini kaçırmamış tam bir Facundo hayranı olan Mili, sürekli planlar yaparak Facundo ile nasıl tanışabileceğinin hesabını yapmaktadır.

Okulda arkadaşları ile bir gün konuşurlarken Miss Argentina yarışmasına girmesi bu sayede de Facundo ile tanışabileceği konusunda inandırılan Mili, soluğu güzellik yarışması başvuru masasında alır. 15 gün sonra sonuçlar açıklanır ve Mili ilk 20 arasına kalmayı başarmıştır. Bunu bütün tanıdıkları ile paylaşır. Artık herkesin tek bir isteği vardır. O da Miss Argentina olarak Mili’ yi görmektir. 

Arjantin’ in en güzel kızı olmak için birbirinden güzel 20 kız seçilmiştir ve biri de bizim Mili’ dir. Yarışma günü gelir ve bizim Mili heyecandan ölecektir. Çünkü yarışma jürisinde Facundo oturmaktadır. Ne yapacağını bilemez bir halde oradan oraya koşturmaya başlar. Arkadaşları sakinleştirmeye çalışsalar da Mili’ nin kalbi bu heyecana dayanamayacak ve bayılacak gibi olur. Gece sonunda Mili Miss Argentina seçilir. Ve muhteşem kariyerine ilk adımı atmış olur.

Mili artık defilelerin ve tv dünyasının aranan yıldızı olma yolunda ilerlemeye başlar. Önce defilelerle adını daha da pekiştirir. Sonra bir TV dizisi gündeme gelir. Başrolde Mili ve Facundo vardır. Bu Mili’ nin hayatının rolüdür. Zaten bir Facundo hayranı olan Mili bir de onunla oynayacak olmanın verdiği heyecan ile mutluluktan havalara uçmaktadır. Dizi ile beraber Mili- Facundo aşkı bütün magazin basının manşetlerini süslemeye başlamıştır. Mili bir anda en çok aranan, en çok kazanan manken konumuna gelir. Arjantinin en iyi mankeni olmak onun için ayrı bir gurur olmuştur. 

3 yıl süren dizi boyunca dillere destan bir aşka imza atan Mili 3 yıl sonunda Facundo’ dan evlenme teklifi alır ve Dillere destan bir düğün ile hayatlarını birleştirirler. Yıllarca gerek dünya gerekse Arjantin basınının bir numaralı ilgi odağı olurlar. Aradan 2 yıl geçer ve bir kız çocukları dünyaya gelir. Artık Mili’ nin keyfine diyecek yoktur Çünkü hayatta en çok istediği şeyi gerçekleştirmiş biri olarak ileriye daha bir umutla bakabilmektedir. 

10 yıl sonra yağmurlu bir kış akşamı Buenos Aires yakınlarında geçirdiği bir trafik kazası sonrası Facundo hayata gözlerini yumar. Mili Bu acı haberi alır almaz hemen arabasına atlar ve olay yerine gitmeye çalışır. Gözleri yaşlı ne yapacağını bilemez bir halde ilerleyen Mili yolda şiddetli yağmurunda etkisiyle bariyerlere çarparak olay yerinde can verir. Böyle güzel başlayan bir aşkın sonu bu kadar acı olmamalıydı. 

Birbirlerini çok sevmelerine rağmen son anlarında yan yana gelemeyen bu iki çifte Allahtan rahmet yakınlarına baş sağlığı diliyoruz

1 Mart 2012 Perşembe

Öylesine...

Daimi dostlar..


Yaşamak bir beden büyük geldi bize. Bizi gündelik koşuşturmalar bile yorarken, onlar bizi hipodrom atına çevirdiler. Hiç düşlemediğimiz ve düşünmediğimiz bir yaşamı sundular soframıza. Belki bu yüzdendi "MERHABA" lara kızışımız, mutluluğumuzu mahkemeye çıkartmamız, onu sorgulamamız, mutsuzluklarla kardeşliğimiz ve her defasında aldanan yüreklerimiz...


Yaşamak bir beden büyük geldi bize ve biz galiba bu büyük, bu çalkantılı, bu zorlu yaşamda hep ölümün bizi kurtarmasını bekliyoruz. Ama nafile. Bir yanda alışmaktan korktuğumuz, diğer yanda bilmediğimiz bir yaşam...


Tercihin ne olursa olsun, mutlak kaderini ve tercihini paylaşacak daimi dostların olsun. Hani olursa bir şikayetin "ÖLÜMDEN OLSUN".



28 Şubat 2012 Salı

Ve 84. Oscarlar Sahiplerini buldu...















84. Oscar Ödül töreni Pazarı pazartesiye bağlayan geceyarısı görkemli bir gece ile sahiplerini buldu. Tören öncesi kırmızı halı geçisi, en az tören kadar ilgi çekici ve gösterişli idi. Geceye Angelina Jolie' nin VERSACE  elbisesi damgayı vurdu. Derin bacak dekolteli siyah bir elbise ile törene katılan Angelina Jolie herkesi gölgede bırakmayı başardı.

The ARTIST ve HUGO 5' er ödül ile geceden ayrılırken En iyi erkek oyuncu Jean Dujardin ve En iyi kadın oyuncu ise Meryl Streep oldu. En iyi yardımcı kadın ödülünü kucaklayan Octavia Spencer herkesi duygulandırdı. Yıllardır hayalini kurduğumuz yabancı film oscarını  Jodaeiye Nader az Simin yani (ASeparation) Asghar Farhadi (Iran) kazandı...



İŞTE ÖDÜLLER:

En iyi film Ödülü: 
 The Artist"
En İyi Kadın Oyuncu:
Meryl Streep "The Iron Lady"
En İyi Erkek Oyuncu:
Jean Dujardin "The Artist"
En İyi Yönetmen:
Michel Hazanavicius "The Artist"
En İyi Kısa Animasyon:
"The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore" William Joyce, Brandon Oldenburg
En İyi Kısa Metraj Belgesel:
"Saving Face" Daniel Junge, Sharmeen Obaid-Chinoy
En İyi Kısa Film:
"The Shore" Terry George, Oorlagh George
En İyi Orijinal Senaryo:
Woody Allen ''Midnight in Paris''
En İyi Uyarlama Senaryo: 
Alexander Payne ve Nat Faxon & Jim Rash "The Descendants"
En İyi Şarkı: 
Man or Muppet ''The Muppets''
En İyi Müzik: 
"The Artist" Ludovic Bource
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: 
Christopher Plummer ''Beginners''
En İyi Görsel Efekt: 
"Hugo" Robert Legato, Joss Williams, Ben Grossmann, Alex Henning
En İyi Animasyon: 
"Rango" Gore Verbinski
En İyi Uzun Metraj Belgesel:
"Undefeated" Daniel Lindsay, T.J. Martin, Rich Middlemas
En İyi Ses Kurgusu: 
"Hugo" Philip Stockton, Eugene Gearty
En İyi Ses Miksajı:
"Hugo" Tom Fleischman, John Midgley
En İyi Kurgu: 
"The Girl With The Dragon Tattoo" Angus Wall, Kirk Baxter
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Octavia Spencer "The Help"
En İyi Yabancı Film:
Jodaeiye Nader az Simin (A Separation) Asghar Farhadi (Iran)
En İyi Makyaj:
"The Iron Lady" Mark Coulier, J. Roy Helland
En İyi Kostüm Tasarımı:
"The Artist" Mark Bridges
En İyi Görüntü Yönetmeni:
"Hugo" Robert Richardson
En İyi Sanat Yönetmeni:
"Hugo" Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo

27 Şubat 2012 Pazartesi

Zamansız Şarkılar - İskender Paydaş

Zamansız Şarkılar Albümü

Zamansız Şarkılar albümü İskender Paydaş' ın besteci, aranjör vs. gibi bir şekilde içinde bulunduğu şarkılardan toplanmış bir albüm. Neredeyse tüm albüm çok özel şarkılardan oluşuyor Özellikle Kerim Tekin şarkısı Karbeyaz' ın yeni hali ve Kayahan şarkısı Sensiz olmaz ki' nin Mustafa Ceceli versiyonu tam anlamıyla akıllarda kalacak birer klasik olmuşlar. Albüm de bunlar haricinde bir çok şarkı da öne çıkıyor. Teoman İskender paydaş düeti Bu Aşk Fazla Sana bunun en güzel örneği.

Kenan Doğulu İskender paydaş düeti DR neşeli müziği ile fark ediliyor...

Albümü tüm müzik marketlerde bulabilirsiniz.




Bu Aşk Fazla Sana - İskender Paydaş feat. Teoman
Söz & Müzik: Şebnem Ferah 
Nasıl Yani - İskender Paydaş feat. Mirkelam & Atiye 
Söz & Müzik: Mirkelam 
Sensiz Olmazki - İskender Paydaş feat. Mustafa Ceceli 
Söz & Müzik: Kayahan 
Kar Beyaz - İskender Paydaş feat. Kerim Tekin & İrem Candar 
Söz: Beste Açar, Tayfun Duygulu Müzik: Tayfun Duygulu 
Dr. -İskender Paydaş feat. Kenan Doğulu 
Söz: Kenan Doğulu Müzik: İskender Paydaş, Amr Mostafa 
Tavla - İskender Paydaş feat. Doa & Özgün 
Söz: Mirkelam, İskender Paydaş Müzik: Mirkelam 
Yeni Aşk - İskender Paydaş feat. Yılmaz Kömürcü 
Söz & Müzik: Yılmaz Kömürcü 
Arap Saçı - İskender Paydaş feat. Pelin Yılmaz 
Söz & Müzik: Özer Şenay 
Batsın Bu Dünya - İskender Paydaş feat. BBD Korosu 
Söz & Müzik: Orhan Gencebay
Kartal Dağı - İskender Paydaş Band 
Müzik: İskender Paydaş  (Söz-müzik.com)

Çok farklı - Değişik- Enteresan - Organik

Çok sevdiğim bir arkadaşımdan  duyduğum bir satış olayını anlatmak istiyorum.

Annesi ile birlikte semt pazarında yürürken bir satıcıdan gelen yüksek sese kulak verip tezgaha doğru ilerlemiş bizim kız, adamın ağzından dökülen cümleler aynen şöyle;
  • Çok farklı
  • Değişik
  • Enteresan
  • Organik
Arkadaşım şaşkın bir ifade ile tezgaha bakmış ve adamın aslında thşirt sattığını görmüş. Bana bunu anlattığı ilk gün çok gülmüştük ve o zamandan beri bu 4 kelime her olaya yorabiliyoruz.

Hayat, bazen cidden alay edilecek kadar komik olabiliyor...
Teşekkürler ( @yelizmelekekici )


23 Şubat 2012 Perşembe

Aşk Ayetleri - Cem Turhan

Aşk Ayetleri ' ni okurken hissettiğim duyguların tarifi yok,  bu satırları ilk duymaya başladığım günleri hatırlıyorum da, sabahlara kadar kelimelerin cümlelerin üstünden geçerek benliğime işlenmiş olması, sonra onu bir çok kitap ve yayınevinde görüşüm beni bambaşka diyarlara alıp götürdü. D&R rafında ilk gördüğüm an da ki duygularım tarif edilemez boyuttaydı. O an "evet Cem Turhan bu olmuştur" cümlemi hala hatırlıyorum.

Çevremdeki insanların şiire ilgileri ya da beğenileri olmadığını düşündüğüm bi an da paylaşmıştım Aşk Ayetleri' ni onlarla, tahminimden daha da fazla şiir seven insan görmek o kadar güzeldi ki, sanki kendim bu satırları yazmış kadar çok seviniyordum.

Cem ile nasıl tanıştığımız değil, şu an hayatımda olması, onu çok çok seviyor olmam benim için çok çok önemli bi durum. böyle güzel satırları yazan, böylesine duygusal böylesine Aşk' a inamış bir insan ile gerçek bir dost olmak çok kişiye nasip olmayan bir durumdur. Ben şanslıyım, Cem' in bu satırlarını ve bundan sonra yazacaklarını görebilecek olmakta beni çok daha fazla mutlu ediyor.

Sizlerinde çok seveceğiniz ve her farklı şiir de kendinizden bir şeyler bulacağınız Aşk Ayetleri' nin tüm yayınevlerinde bulunabileceğini yazdıktan sonra şairin en sevdiğim şiiri ile yazıma son veriyorum..


  AŞK UĞRUNA


   Sürekli rotasını değiştirip
   yürek atlasını parçalara ayıran sevgililer gibi
   aşkı da mesafelere bölüyor
   bizim geçecek sandığımız korkularımız...
   Açık denizlere kucak açan martılar gibi
   kağıttan gemilere teslim ediyoruz her şeyi...
   Binbir umutla o buz mavisi sulardan
   geçiyoruz ama;
   bir aşk uğruna kaybediyoruz
   bize huzur veren tüm limanları...


   "Aşk,
   özgür, sessiz, limansız bir deniz 
   bıraktı geride!
   Sen giderken, hasreti yazdı rotasını kaybetmiş
   yüreğimin pusulasız göz bebeklerine
   ve "Bizi bulama!" diye yalnızca kalbimi değil;
   tüm martıların kanatlarını da kırdı!"

                          Aşk Ayetleri (s. 83)        




Ayrılık Düğünü - Aşk Ayetleri


84th Oscar Awards 2012

Bu yıl 84. sü gerçekleştirilecek olan Oscar ödül töreni  26 Şubat Pazar gecesi, yine her yıl olduğu gibi Los Angeles Hollywood' taki KODAK tiyatrosunda yapılacak ve NTV ve CNBC- e den canlı olarak yayınlanacaktır. Bu yıl ödül törenini Billy Crystal sunacak..

Bu yıl en fazla adaylık kazanan filmler 9' ar adaylıkla Hugo ve Golden Globe' ta bir çok ödül kazanan The Artist  filmi oldu. Moneyball, Iron Lady ve Hugo da  en iyi fil dalında yarışacaklar...


İşte kategoriler ve adaylar:
En İyi Film:
War Horse
Artist
Moneyball
The Tree of Life
Midnight in Paris
The Help
Hugo
The Descendants
Extremely Loud and Incredibly Close ants
 En İyi Erkek Oyuncu
Demian Bichir "A Better Life"
George Clooney "The Descendants"
Jean Dujardin "The Artist"
Gary Oldman "Tinker Tailor Soldier Spy"
Brad Pitt "Moneyball"
En İyi Kadın Oyuncu
Glenn Close "Albert Nobbs"
Viola Davis "The Help"
Rooney Mara "The Girl with the Dragon Tattoo"
Meryl Streep "The Iron Lady"
Michelle Williams "My Week with Marilyn
 En İyi Yönetmen
Martin Scorsese - ''Hugo''
Wood Allen - ''Midnight in Paris''
Michel Hazanavicius – ''The Artist''
Terrence Mallick - ''The Tree of Life''
Alexander Payne  ''The Descendants''
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Kenneth Branagh ''My Week With Marilyn''
Jonah Hill ''Moneyball'
Nick Nolte ''Warrior''
Christopher Plummer ''Beginners''
Max von Sydow ''Extremely Loud and Incredibly Close''
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Berenice Bejo ''The Artist'
Jessiaca Chastain ''The Help''
Melissa McCarthy ''Bridesmaids''
Janet McTeer ''Albert Nobbs''
Octavia Spencer ''The Help''
En İyi Görüntü Yönetimi
Guillaume Schiffman ''The Artist'
Jeff Cronenweth ''The Girl the Dragon Tattoo''
Robert Richardson ''Hugo''
Emmanuel Lubezki ''The Tree of Life''
Janusz Kaminski ''War Horse'
En İyi Animasyon
A Cat in Paris
Chico & Rita
Kung Fu Panda 2
Puss in Boots
Rango
En İyi Orijinal Senaryo
Michel Hazanavicius – ''The Artist''
Annie Mumolo & Kristen Wiig ''Bridesmaids''
J.C. Chandor ''Margin Call''
Woddy Allen  ''Midnight in Paris''
Asgar Farhadi ''A Seperation''

En İyi Uyarlama Senaryo
Alexander Payne ve Nat Faxon & Jim Rash "The Descendants"
John Logan ''Hugo''
George Clooney & Grant Heslov ve Beau Willimon ''The Ides of March''
Steven Zaillian ve Aaron Sorkin ''Moneyball
Bridget O'Connor & Peter Straughan ''Tinker Tailor Soldier Spy''

En İyi Yabancı Film
A Separation (Iran)
In Darkness (Poland)
Monsieur Lazhar (Canada)
Footnote (Israel)
Pina (Germany)
En İyi Görüntü Yönetimi
Guillaume Schiffman ''The Artist'
Jeff Cronenweth ''The Girl the Dragon Tattoo''
Robert Richardson ''Hugo''
Emmanuel Lubezki ''The Tree of Life''
Janusz Kaminski ''War Horse'